Dünaydın Sevgilim – II

Zavallı bir kahvaltı sofrası…
Bütün eskiler sofrada yerini almış. Ortaya da beşbuçukyıllık bir yiyecek konmuş. Eller çenede bakıyoruz “önce kim yiyecek” diye. Bir an için fısıldıyorum kendi kendime;
“söz! Yemezse eğer eskimiş bir zavallıyı, hayatımın göbeğine koyacağım O’nu. O sarsılırsa ben yıkılayım razıyım”
Efendim diyorsun
Makarna bitmiş alsam mı diyorum
Yemedim! diyorsun.
Boşver yeme bende sevmem zaten diyorum…

Hayalleri de bizi de susturuyor dışarıdaki korna sesleri. Al işte Türkiye’de yaşamamak için bir sebep daha diye iç geçiriyorsun. Bu ara içinden geçenler çok. Onu da geçir… Kağıdım kalemim yanımda bu kez. Aklıma bir şey gelince hemen karalıyorum. Sende göz ucunla bakıyorsun hani. Hoşuna gidiyor senden feyz almam. Başka bir şey alamadığım için feyz ile yetinmekse benim zoruma gidiyor. Ama bu da hoşuna gidiyor…

Islıklı bir çay alıyorum.
Açık
Kısık sesli
Beşbuçukyıllık yemek çok asil duruyor. Hiç tavizi yok.
“Beğenip yiyeni de öpeyim yemeyeni de” tavrında.
Bıçağımla bir güzel deşiyorum ortasından. Biraz dağıtıyorum, biraz bölüyorum. Çatalımla yardım alıyorum hatta. O da yetmiyor iyice deşmek için çatalı bırakıp diğer elimle destek alıyorum.

Şaşırıyorsun.
Sen kıyamıyordun
Ben doğruyorum
Zoruna gitmesin
Aşkı önüne almıştı, hem sana kıyıyordu. Hemde aşkı kendine kendine kıyıyordu.
Sus!

Bol suslu çayını alıp tek koltuğa çekiliyorsun.
Suratın asık. Bir katili gözler gibi bakışların. Korkmaya başladın benden belli.

Sonrasını duvarlardan dinleyelim.

“Çocuk kalktı sofradan, kızın yanına geldi.
Kızı kaldırdı
Ellerinden tuttu
Kendi ekseni etrafında bir tur döndü
Diz çöktü
Kafasını kaldırdı
-Şimdi etrafında dönebilir miyim?- dedi ve gizledi gözyaşlarını…”

Not: Dün gittikçe aydınlanıyor…

mirfan.K`
Reklamlar

Dünaydın Sevgilim – II

Zavallı bir kahvaltı sofrası…
Bütün eskiler sofrada yerini almış. Ortaya da beşbuçukyıllık bir yiyecek konmuş. Eller çenede bakıyoruz “önce kim yiyecek” diye. Bir an için fısıldıyorum kendi kendime;
“söz! Yemezse eğer eskimiş bir zavallıyı, hayatımın göbeğine koyacağım O’nu. O sarsılırsa ben yıkılayım razıyım”
Efendim diyorsun
Makarna bitmiş alsam mı diyorum
Yemedim! diyorsun.
Boşver yeme bende sevmem zaten diyorum…

Hayalleri de bizi de susturuyor dışarıdaki korna sesleri. Al işte Türkiye’de yaşamamak için bir sebep daha diye iç geçiriyorsun. Bu ara içinden geçenler çok. Onu da geçir… Kağıdım kalemim yanımda bu kez. Aklıma bir şey gelince hemen karalıyorum. Sende göz ucunla bakıyorsun hani. Hoşuna gidiyor senden feyz almam. Başka bir şey alamadığım için feyz ile yetinmekse benim zoruma gidiyor. Ama bu da hoşuna gidiyor…

Islıklı bir çay alıyorum.
Açık
Kısık sesli
Beşbuçukyıllık yemek çok asil duruyor. Hiç tavizi yok.
“Beğenip yiyeni de öpeyim yemeyeni de” tavrında.
Bıçağımla bir güzel deşiyorum ortasından. Biraz dağıtıyorum, biraz bölüyorum. Çatalımla yardım alıyorum hatta. O da yetmiyor iyice deşmek için çatalı bırakıp diğer elimle destek alıyorum.

Şaşırıyorsun.
Sen kıyamıyordun
Ben doğruyorum
Zoruna gitmesin
Aşkı önüne almıştı, hem sana kıyıyordu. Hemde aşkı kendine kendine kıyıyordu.
Sus!

Bol suslu çayını alıp tek koltuğa çekiliyorsun.
Suratın asık. Bir katili gözler gibi bakışların. Korkmaya başladın benden belli.

Sonrasını duvarlardan dinleyelim.

“Çocuk kalktı sofradan, kızın yanına geldi.
Kızı kaldırdı
Ellerinden tuttu
Kendi ekseni etrafında bir tur döndü
Diz çöktü
Kafasını kaldırdı
-Şimdi etrafında dönebilir miyim?- dedi ve gizledi gözyaşlarını…”

Not: Dün gittikçe aydınlanıyor…

mirfan.K`

Yer ile Yeksan


Salt fikirlerin ince çizgisinde buluşalım
Gel
Arındır ruhunu hakikatlerden
Binlerce duvar var önümde
Bu aşk yer ile yeksan,
Buluşalım
Gel.

Yer ile Yeksan


Salt fikirlerin ince çizgisinde buluşalım
Gel
Arındır ruhunu hakikatlerden
Binlerce duvar var önümde
Bu aşk yer ile yeksan,
Buluşalım
Gel.

Dövüşüyor Mevsimler Uyan!


Sonbahar

Kalk, birisi ağaçlara adını fısıldamış.
Gel, yapraklar peşinde.
Seni arıyorlar…
Kaldır kafanı, ay haddini aşmış bak.

Kış
Kadife sesine hasret tüm beyazlıklar.
Seni hatırlatan bir ezgi arıyor bütün çığlıklar.
Soğuk Üşüyor bütün yokluklar.
Kalk
Kış isyan ediyor.
Düşün buraları.
Güneş yok.
Düşün.

İlkbahar

Sobalarda varlığın Köz halinde çaresizlikler.
Tek bir esintin yeter.
Kışa küskün tüm kuşlar.
Yapraklar…
Bir kavganın taraftarı değil onlar.
Ama savaşıyorlar

Yaz
Gel
Uyan
Yalvarırım

mirfan.K`

Dövüşüyor Mevsimler Uyan!


Sonbahar

Kalk, birisi ağaçlara adını fısıldamış.
Gel, yapraklar peşinde.
Seni arıyorlar…
Kaldır kafanı, ay haddini aşmış bak.

Kış
Kadife sesine hasret tüm beyazlıklar.
Seni hatırlatan bir ezgi arıyor bütün çığlıklar.
Soğuk Üşüyor bütün yokluklar.
Kalk
Kış isyan ediyor.
Düşün buraları.
Güneş yok.
Düşün.

İlkbahar

Sobalarda varlığın Köz halinde çaresizlikler.
Tek bir esintin yeter.
Kışa küskün tüm kuşlar.
Yapraklar…
Bir kavganın taraftarı değil onlar.
Ama savaşıyorlar

Yaz
Gel
Uyan
Yalvarırım

mirfan.K`

Ürkek Kabadayı!

Aşk sancısı
Çekildiğinde sular çıkar ortaya.
Hafif sarhoşluk esintisidir
Hiç ulaşılmayan.

Korkma.
Sana hiç bilmediğin bir şeyden bahsetmeyeceğim bu gece.
Hislerim akarken avuçlarımdan sana sarhoşluğumun getirdiklerinden sunacağım. Hiç bilmediğin şeyler bende de yok. Sana en leziz günaydınlar hazırlayacağım iyi gecelerin kucağında…

Sen sen ol.
Yalanın boyunu aşmasın.
Gölgen kadar dürüst ol, sobasında üşümesin yetim kömürler.

Yetin.
Sana sevdalar hazırladım bukle bukle.
Arkanda duranlar temizlenenler olmasın. Seni kirletenleri yıkama.
Öğütler gibi konuşma
Benim gibi
Sen sadece sen ol.
Ben olacak bir “vasıf” bulurum…

mirfan.K`

Previous Older Entries