Sustalı

Çaresiz
Umutsuz
Ve
Çökmüş bakışların sahipleri
Dahi kavuştu sevdiklerine
Bir pencere kenarında.

Gözyaşlarını birbiriyle yarıştıranlar gördüm bugün
Sen nerede yaşarsan
Yüreğimden bir parça gömdüm adına.

Bir sabır türküsü yapışmış dudaklarıma
Hangi ismi fısıldasam
Yavaş
Yavaş
Karışıyor tarihin ayazlı sabahlarına.

Karış karış seviyorum seni.
Hem dinleyen ağlıyor
Hem gören.
Mezar kazanlar ağlıyorlar.
Bu sevda nasıl sığacak buraya diye.

İşte bu yüzdendir ki;
Önce içimdeki seni öldürmeye çalışyorlar
Sonra beni.

Bilseler
İçimdeki sen büyüksün
Dışımdaki benden.
Onlar da vazgeçer
Bu ölüm filminden.

Sen ki hayalimsin
Ve
Hiçbir büyüklük hayallerim kadar büyük değil.

mirfanK’10
[Dumanlı]

Sustalı

Çaresiz
Umutsuz
Ve
Çökmüş bakışların sahipleri
Dahi kavuştu sevdiklerine
Bir pencere kenarında.

Gözyaşlarını birbiriyle yarıştıranlar gördüm bugün
Sen nerede yaşarsan
Yüreğimden bir parça gömdüm adına.

Bir sabır türküsü yapışmış dudaklarıma
Hangi ismi fısıldasam
Yavaş
Yavaş
Karışıyor tarihin ayazlı sabahlarına.

Karış karış seviyorum seni.
Hem dinleyen ağlıyor
Hem gören.
Mezar kazanlar ağlıyorlar.
Bu sevda nasıl sığacak buraya diye.

İşte bu yüzdendir ki;
Önce içimdeki seni öldürmeye çalışyorlar
Sonra beni.

Bilseler
İçimdeki sen büyüksün
Dışımdaki benden.
Onlar da vazgeçer
Bu ölüm filminden.

Sen ki hayalimsin
Ve
Hiçbir büyüklük hayallerim kadar büyük değil.

mirfanK’10
[Dumanlı]

Ölen Masum-um

Hayallerimi sattığım acılar ölmüşler açlıktan. Tarihe geçtiler “açlıktan ölen ilk hisler” diye… İçimi ürperten sesler kısıldı, çatal çatal her cümle. Bir masum büyüttüm içimde, genç yaşta gitti. Çıplak bedenine her dokunuşumda adını sayıklardı, el değmeden üretilmiş bir aşktı, sizlere ömür dilekleriyle ayrıldı aramızdan. Avuntuyla yaşayan garibim başka bir dünyada sana kavuşmanın avuntusuyla göçtü gitti ve yalnızın biriydi. Uzayıp giden cümlelerde boğuldu kaç kez ama soydu kabuğunu arındı tüm kirlerden. Sen uyurken birinin kollarında o başını omuzuna yasladı ve yirmi dört saat seni izledi yanaklarında tebessüm, bir gözünde mutluluğunun yaşları diğer gözünde de kaybetmenin yaşlarıyla.. Hangi dillerde konuştu aşkı, hangi dillerde anlattı seni kim bilir? Belki de en başta doğru olanı yapıp susup gitmeliydi -payına düşen ile birlikte- ama kim becerebilmiş ki susup gitmeyi? Ne zaman bahis açılsa yokluğundan birileri hep konuşuyor ama sadakatin oralı bile olmuyor. O doğuştan sevmez böyle şeyleri.

mirfanK
[Taslak]

Ölen Masum-um

Hayallerimi sattığım acılar ölmüşler açlıktan. Tarihe geçtiler “açlıktan ölen ilk hisler” diye… İçimi ürperten sesler kısıldı, çatal çatal her cümle. Bir masum büyüttüm içimde, genç yaşta gitti. Çıplak bedenine her dokunuşumda adını sayıklardı, el değmeden üretilmiş bir aşktı, sizlere ömür dilekleriyle ayrıldı aramızdan. Avuntuyla yaşayan garibim başka bir dünyada sana kavuşmanın avuntusuyla göçtü gitti ve yalnızın biriydi. Uzayıp giden cümlelerde boğuldu kaç kez ama soydu kabuğunu arındı tüm kirlerden. Sen uyurken birinin kollarında o başını omuzuna yasladı ve yirmi dört saat seni izledi yanaklarında tebessüm, bir gözünde mutluluğunun yaşları diğer gözünde de kaybetmenin yaşlarıyla.. Hangi dillerde konuştu aşkı, hangi dillerde anlattı seni kim bilir? Belki de en başta doğru olanı yapıp susup gitmeliydi -payına düşen ile birlikte- ama kim becerebilmiş ki susup gitmeyi? Ne zaman bahis açılsa yokluğundan birileri hep konuşuyor ama sadakatin oralı bile olmuyor. O doğuştan sevmez böyle şeyleri.

mirfanK
[Taslak]

Karanfil

“… Bu kalsın, bu parçayı seviyorum” dedi.
Müzik çalarken ruhunun bedeninin içindeki neşesini gözlerinden okuyorum. Fakat tuhaftır ki çalan şarkıların hepsini ezbere söylüyorsun. Bunu sadece tebessümle destekliyorum. Artık müzik zevkinin ne olduğunu bilmek ayrı bir gurur katıyor, neye katacaksa artık.

Yemek için menü konduğunda masaya hangi yemeği yiyeceğini de biliyorum. Bunun da bir şeyler katması gerekiyor artık. Yemeğini yiyeceğin şekli, yedikten sonra kuracağın cümleyi biliyorum. Daha önce görmesem de biliyorum, anlatmasan da biliyorum. Bunun bir şey katmasına gerek yok sanırım. İçim bu.

Sevdiğin ne var? Hemen hemen her şey.
Sevmediğin ne var?
“Benden başka”
Hemen hemen hiçbir şey.

Bak güçlüyüm!

Sesler birbirine karışıyor bir yerden sonra. Ben işitmemeye sense konuşmamaya başlıyorsun gibi. En azından dünya bir kereliğine durabilirdi. O kadar döndürdük değil mi?
Ama ne dünya durdu, ne sen sustun ne ben tıkayabildim kulaklarımı.

Sen veda edecektin,
Ben mektup verecektim
Öyle `anlaşmıştık`. Ne sen veda edebildin,
Ne de ben mektup verebildim.

Sıcak bir sabahta ayaza büründüm. Ellerinin karşısında nasıl üşüdüm bilmiyorum ama güneş tüm gücüyle çalışırken insanın içinin titremesi dışına vurabiliyor bazen.

Ve ben;

Aldatıyorum kendimi

Yüzüme vuruyor sensizliğin ayazı
Gelsen
Bahar gelecek
Düşünsen
Okyanus

mirfanK’10
[Ankara]

Karanfil

“… Bu kalsın, bu parçayı seviyorum” dedi.
Müzik çalarken ruhunun bedeninin içindeki neşesini gözlerinden okuyorum. Fakat tuhaftır ki çalan şarkıların hepsini ezbere söylüyorsun. Bunu sadece tebessümle destekliyorum. Artık müzik zevkinin ne olduğunu bilmek ayrı bir gurur katıyor, neye katacaksa artık.

Yemek için menü konduğunda masaya hangi yemeği yiyeceğini de biliyorum. Bunun da bir şeyler katması gerekiyor artık. Yemeğini yiyeceğin şekli, yedikten sonra kuracağın cümleyi biliyorum. Daha önce görmesem de biliyorum, anlatmasan da biliyorum. Bunun bir şey katmasına gerek yok sanırım. İçim bu.

Sevdiğin ne var? Hemen hemen her şey.
Sevmediğin ne var?
“Benden başka”
Hemen hemen hiçbir şey.

Bak güçlüyüm!

Sesler birbirine karışıyor bir yerden sonra. Ben işitmemeye sense konuşmamaya başlıyorsun gibi. En azından dünya bir kereliğine durabilirdi. O kadar döndürdük değil mi?
Ama ne dünya durdu, ne sen sustun ne ben tıkayabildim kulaklarımı.

Sen veda edecektin,
Ben mektup verecektim
Öyle `anlaşmıştık`. Ne sen veda edebildin,
Ne de ben mektup verebildim.

Sıcak bir sabahta ayaza büründüm. Ellerinin karşısında nasıl üşüdüm bilmiyorum ama güneş tüm gücüyle çalışırken insanın içinin titremesi dışına vurabiliyor bazen.

Ve ben;

Aldatıyorum kendimi

Yüzüme vuruyor sensizliğin ayazı
Gelsen
Bahar gelecek
Düşünsen
Okyanus

mirfanK’10
[Ankara]

Aniden

Sızısına uyandım rüyamın
Utandı düşlerim güzelliğinden
Ve
Bir tövbeye büründü tüm sözlerim
Aklım çıktı yerinden
Aniden.

mirfanK’10
[Aniden]

Aniden

Sızısına uyandım rüyamın
Utandı düşlerim güzelliğinden
Ve
Bir tövbeye büründü tüm sözlerim
Aklım çıktı yerinden
Aniden.

mirfanK’10
[Aniden]

01:51

Saat ilerlemeyi kesti ve bunu büyük bir marifet saydı.
Konuşmaya başladığın andan itibaren bıraktı işi gücü akrep, yelkovan, hayat, dünya falan, filan…
Kim ne yapsın ki? Ayaklandı her canlı. Donup seyrettiler bizi. Saygı duruşuna geçti kedilerim gözlerini diktiler bana, gözlerimi izlediler konuşmaya başladığın andan itibaren.

Suskunluğunun hayaline aşık olan ben, sesine mevsimleri şaşırttım. Sokak lambalarının ışığında yağan pembe kar bile özlemiş seni. Tane tane düşerken yere adının fısıltısını duyuyorum rüzgar sesinden, dallar utanıyor belli. Bırakıyorlar üzerlerinde ne varsa yerin gücüne.

01:50’de sesinin ihtilali başladı hücrelerimde. Tek tek ele geçirdin yeniden kazandığın “beni”. Zaman durdu dedim içimden, yağan kar taneleri yalanladı beni saatlerce, belki aylarca belki yıllarca. Belki bir asır gitti ömrümden. Sen benden bahsettin, ben senden. Ne sen seni biliyorsun, ne ben beni. Ama biz bizi biliriz.

Sana sorsam “lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman”  bana sorsan “On senesi ömrümün…”

Zifiri karanlıkta gözleri kapalı bir adamı oynadım on sene. Bir kızım doğdu o gecenin koynunda. Senin gülümsemene, kahkahana benzeyen bir canlı daha düşledim. Sen kadar sevilmedi gönlümde.

Uyku gelse 01:50’de, ölüm gelse yine o saatte;
Eğer tarihe geçecekse adım
En çok seven diye.
Yine seni sorgulayacaksa gazeteler
En çok sevilen diye;
Uykunun en derinine hazır bir “Ben” bulacak ölüm,
01:51’de.

mirfanK’10
[Zurna, Halay, Uzunhava]


01:51

Saat ilerlemeyi kesti ve bunu büyük bir marifet saydı.
Konuşmaya başladığın andan itibaren bıraktı işi gücü akrep, yelkovan, hayat, dünya falan, filan…
Kim ne yapsın ki? Ayaklandı her canlı. Donup seyrettiler bizi. Saygı duruşuna geçti kedilerim gözlerini diktiler bana, gözlerimi izlediler konuşmaya başladığın andan itibaren.

Suskunluğunun hayaline aşık olan ben, sesine mevsimleri şaşırttım. Sokak lambalarının ışığında yağan pembe kar bile özlemiş seni. Tane tane düşerken yere adının fısıltısını duyuyorum rüzgar sesinden, dallar utanıyor belli. Bırakıyorlar üzerlerinde ne varsa yerin gücüne.

01:50’de sesinin ihtilali başladı hücrelerimde. Tek tek ele geçirdin yeniden kazandığın “beni”. Zaman durdu dedim içimden, yağan kar taneleri yalanladı beni saatlerce, belki aylarca belki yıllarca. Belki bir asır gitti ömrümden. Sen benden bahsettin, ben senden. Ne sen seni biliyorsun, ne ben beni. Ama biz bizi biliriz.

Sana sorsam “lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman”  bana sorsan “On senesi ömrümün…”

Zifiri karanlıkta gözleri kapalı bir adamı oynadım on sene. Bir kızım doğdu o gecenin koynunda. Senin gülümsemene, kahkahana benzeyen bir canlı daha düşledim. Sen kadar sevilmedi gönlümde.

Uyku gelse 01:50’de, ölüm gelse yine o saatte;
Eğer tarihe geçecekse adım
En çok seven diye.
Yine seni sorgulayacaksa gazeteler
En çok sevilen diye;
Uykunun en derinine hazır bir “Ben” bulacak ölüm,
01:51’de.

mirfanK’10
[Zurna, Halay, Uzunhava]


Previous Older Entries