Sınır

yükümüz bu kadar ağır değildi,
henüz gülmeyi unutmamıştık,
henüz gerçeğin ilmiğine yaklaşmamıştı ayaz kokan düşlerimiz.

ve biz umut dolu, bir ara-da
çok, çok mutluyduk,
Ağrı’da.

mirfanK’12

Reklamlar

Yolun Biri

Mutluluğa giden birçok yol var elbet fakat en başarılı yollardan birisi kesinlikle “beklentileri indirgemek.”

Dışsal etkenlere bağlı ve sürekli değişken olan bu duygu durumunu içsel etkenlere bağlamak gerek bazen. Yani insan, en az, çevresinden bekledikleri kadar kendine bir şeyler katmalı. Sürekli ellerimizin arasında olduğunu düşündüğümüz için parmaklarımızı birbirine yapıştırıp öyle dolaşıyoruz. Hani şu “kayıp gidecek mi yoksa?” tedirginliği, ondan bahsediyorum. Belki mutluluğumuz parmaklarımızın arasında dolaşan rüzgâr olacak, biliyor muyuz? Hayır.

Sohbetini sevdiğimiz bir dost arasın diye bekliyoruz, küçük sürprizler hazırladığımız insanlardan bir -karşılık- bekliyoruz, çok çok eski arkadaşlarımızı yoklayıp mazide kalan ve kalması gereken o nadide sohbetlerin tekrarını bekliyoruz, eski sevgiliden -hatırlama- becerisini ve bunu -hissettirme- duygusunu bekliyoruz, çalıştığımız yerde alt ve üst kesimden -anlayış- bekliyoruz, iş arkadaşımızdan -pratik zekâ-, ailemizden -karar desteği-, arkadaşımızdan ansızın gelen -nasılsın?- sorusu, dolmuş şoföründen -kibarlık-, yeşilden bir önceki sarı ışık yandığı zaman arkadaki sürücüden -sabır-, hastane güvenliğinden -güler yüz-, kim olduğunun önemi olmayan birinden -iyi ki varsın-, başımızı yastığa koyduğumuzda aklımıza ilk gelen soruya, bir daha gelmemesi için okkalı bir -cevap-, yani uzun lafın kısası, kendimize etraflıca yaptığımız o bol süslü -insanlık- tanımının bir örnekle sağlamasını yapmayı bekliyoruz.

Ne çok şey!

Tüm bu beklentileri bir doz azaltmak, mutluluğa bir adım atmak demek.
Gerçekten.

mirfanK’12

Yolun Biri

Mutluluğa giden birçok yol var elbet fakat en başarılı yollardan birisi kesinlikle “beklentileri indirgemek.”

Dışsal etkenlere bağlı ve sürekli değişken olan bu duygu durumunu içsel etkenlere bağlamak gerek bazen. Yani insan, en az, çevresinden bekledikleri kadar kendine bir şeyler katmalı. Sürekli ellerimizin arasında olduğunu düşündüğümüz için parmaklarımızı birbirine yapıştırıp öyle dolaşıyoruz. Hani şu “kayıp gidecek mi yoksa?” tedirginliği, ondan bahsediyorum. Belki mutluluğumuz parmaklarımızın arasında dolaşan rüzgâr olacak, biliyor muyuz? Hayır.

Sohbetini sevdiğimiz bir dost arasın diye bekliyoruz, küçük sürprizler hazırladığımız insanlardan bir -karşılık- bekliyoruz, çok çok eski arkadaşlarımızı yoklayıp mazide kalan ve kalması gereken o nadide sohbetlerin tekrarını bekliyoruz, eski sevgiliden -hatırlama- becerisini ve bunu -hissettirme- duygusunu bekliyoruz, çalıştığımız yerde alt ve üst kesimden -anlayış- bekliyoruz, iş arkadaşımızdan -pratik zekâ-, ailemizden -karar desteği-, arkadaşımızdan ansızın gelen -nasılsın?- sorusu, dolmuş şoföründen -kibarlık-, yeşilden bir önceki sarı ışık yandığı zaman arkadaki sürücüden -sabır-, hastane güvenliğinden -güler yüz-, kim olduğunun önemi olmayan birinden -iyi ki varsın-, başımızı yastığa koyduğumuzda aklımıza ilk gelen soruya, bir daha gelmemesi için okkalı bir -cevap-, yani uzun lafın kısası, kendimize etraflıca yaptığımız o bol süslü -insanlık- tanımının bir örnekle sağlamasını yapmayı bekliyoruz.

Ne çok şey!

Tüm bu beklentileri bir doz azaltmak, mutluluğa bir adım atmak demek.
Gerçekten.

mirfanK’12

Yolun Biri

Mutluluğa giden birçok yol var elbet fakat en başarılı yollardan birisi kesinlikle “beklentileri indirgemek.”

Dışsal etkenlere bağlı ve sürekli değişken olan bu duygu durumunu içsel etkenlere bağlamak gerek bazen. Yani insan, en az, çevresinden bekledikleri kadar kendine bir şeyler katmalı. Sürekli ellerimizin arasında olduğunu düşündüğümüz için parmaklarımızı birbirine yapıştırıp öyle dolaşıyoruz. Hani şu “kayıp gidecek mi yoksa?” tedirginliği, ondan bahsediyorum. Belki mutluluğumuz parmaklarımızın arasında dolaşan rüzgâr olacak, biliyor muyuz? Hayır.

Sohbetini sevdiğimiz bir dost arasın diye bekliyoruz, küçük sürprizler hazırladığımız insanlardan bir -karşılık- bekliyoruz, çok çok eski arkadaşlarımızı yoklayıp mazide kalan ve kalması gereken o nadide sohbetlerin tekrarını bekliyoruz, eski sevgiliden -hatırlama- becerisini ve bunu -hissettirme- duygusunu bekliyoruz, çalıştığımız yerde alt ve üst kesimden -anlayış- bekliyoruz, iş arkadaşımızdan -pratik zekâ-, ailemizden -karar desteği-, arkadaşımızdan ansızın gelen -nasılsın?- sorusu, dolmuş şoföründen -kibarlık-, yeşilden bir önceki sarı ışık yandığı zaman arkadaki sürücüden -sabır-, hastane güvenliğinden -güler yüz-, kim olduğunun önemi olmayan birinden -iyi ki varsın-, başımızı yastığa koyduğumuzda aklımıza ilk gelen soruya, bir daha gelmemesi için okkalı bir -cevap-, yani uzun lafın kısası, kendimize etraflıca yaptığımız o bol süslü -insanlık- tanımının bir örnekle sağlamasını yapmayı bekliyoruz.

Ne çok şey!

Tüm bu beklentileri bir doz azaltmak, mutluluğa bir adım atmak demek.
Gerçekten.

mirfanK’12

Geç

ey hiç benim olmamış güzel;
tökezledim yokluğunda bil.
ne diye sevdim seni bu bahar arifesinde?

söyle:
papatya çayı dem alır mı yokluğunda?

yoksa senin sessizliğin yokuş olacak yollarıma bil.

bil ki bir dağa kustuğumda seni,
kuşkun yıpransın.

bil ki bir bulutla buluştuğumda gözlerim çağırsın seni.

bil güzel, bil.
mirfanK’12

Şerit

kesik kesik ayırıyor yollar bizi,
bahar kokuyor Ankara, düşler renk bulmuş ağır bir kışın baharında.

karafakiden gençliğim akıyor,
ilk hevesim, sonsuz yeminlerim çatlıyor karanfil sokakta.

solumdan geçesin diye birleşiyor çizgiler,
benden geçesin diye eksiliyor ömürler.

mirfanK’12

Soba

kış ile bahar arasında bir mevsim peydah olmuş,
sürekli kar, soğuk ve mutsuzluk var.

her sabah gökyüzünü griye boyuyor bu mevsim,
kuşlar bile farklı ötüyor.

soba bacaları çürüdü, yeter.

benden gittiğin mevsim bu muydu?
tabiat saçmalığın daniskasını gösteriyor,
her sabah canım acıyor,
her gece gözlerim üşüyor.

sen gittin,
mevsim seni gösteriyor.

mirfanK’12

Previous Older Entries