çay


ç a y


Bir dondurma şemsiyesinin altında güneşten sakınırken biz unuttuğumuz güzel anıları birbirimize hatırlatıp mutlu oluyorduk, yoktan yere hem de. Yılın büyük bir bölümünde üzerinde buz misafir eden kaldırım bile razıydı bizden. Sayısını hatırlayamadığım kadar çok çay içtik. Biz yaklaşan hüzünlü günlere önlem olması için o gün çok güldük. Sonra büyük bir kamyon yıkılan eski evlerin arasından çıkıp tozu dumana kattı. Kısa bir an huzursuz olduk. Sonra o kendi önünde duran çay bardağını unutup eliyle benim çay bardağımı kapattı. Tozdan korunup göz göze geldik. Çayı çok sevdiğimden değil ama beni çok sevdiğinden […]
Şekil A-1

mirfanK’12 – iyi ki ağabeyi.
Reklamlar

bayram

incittiğiniz bir yüreğe dokunun, belki bu bayram iyileşir tüm yaralar.
huzurlu bayramlar.

mirfanK’15

denk

gülüşün-
gülüşüme denk geldi
tam da böyle bir bahardı
ilk veya son oluşunun ne önemi var.
hatırladıkça balkonda yıldız kuruturum
kışa dilek lazım, memleket kara.
buradan bakınca ay
oradan bakınca bahar.
bi’ düşün de
içim ısınsın.

fotoğraf: viyana, 2009

mirfanK’15

güz dağı: eylül

göz göremez bazen,
dikkat et, bak,
görmeyi bilenlerin kapalıdır gözleri.

ve kim bilir belki kuşlara denizdir gökyüzü,
sana uçuyor olabilirler ama işte orada, bak,
yüzüyor hepsi.

mirfanK’15

yön

insanın gözleri çöker de
enkazından toz çıkmaz bilirim.

zamansız söyledin yönünü,
boğazıma oturdun-
içime bakıyorsan eğer manzaran güzel,
aynalardan korkuyorsan,
içim cehennem.

mirfanK’15

kıyı

vicdanı kangren olmuş padişahların nefes aldığı yer küreden
içerisinde umuttan başka hiçbir şey barındırmayan çocukların göçüşü ağır.

dilini, dinini, ırkını, cinsiyetini, mezhebini sorgulamadan evvel işlenen bi’ insanlık suçuna “suç!” diyemeyenler mışıl mışıl uyurken
zifiri karanlıkta bi’ ışığın düşüyle sonsuzluğa uyuyan masumların uykusu ağır.

çocuklar ıslansınlar ama ölmesinler.

birilerinin kokuşmuş günahlarının bedelini çocuklar ölü bedenleriyle kıyıya vurarak ödememeli.
hiçbir dava, hiçbir ulusal çıkar, hiçbir koltuk masum bi’ çocuğun aziz canından kıymetli değil, olmamalı.

“ürkek bir serçe gibi eğme başını
kaldır başını ve dimdik dur
bu senin değil, ülkemin ayıbı
hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk.” -nazım hikmet-
 

iksir

yanında bulduğum bu ölümsüzlük
başka bir deyişle kokun olmalı.
sırtım duvara değdiğinde tedirgin oluyorum,
hiç değilse dokunduğun bir beton olmalı diyorum
taş kesiliyor içim.

buralar fani,
ellerim kör, yanını arıyorum
kim benden fazla yaşıyor oralarda,
bilmiyorum.

mirfanK’15