Bedel

bedel ödemek
Hiç keşfedilmeseydi el ele tutuşmak, 

Keşke sadece gözlerimizle kirletseydik birbirimizi. 
İşte o zaman gözyaşlarıyla ödeyebilirdik 
Kirli geçmişlerin bedelini.

Dün’e takılıp düşenlerin dizleri mi kanıyor sanıyorsun? O kadar kirlettik ki hayallerimizi, yenisini kurmak için gözyaşlarımızla yıkıyoruz o düş dünyasını. Keşke çıkarken söyleyebilsek; “hesabı arkadaki ödeyecek” diye. Gurur şişkin duruyor yürekte, her şeyin bedelini en çok seven ödüyor ve avuç dolusu bahşişle. Egolar yontulmadıysa geri dönüp o dünyanın bulaşığını bile yıkıyor “sevenler”. Anlayacağınız ellerinin aşkıyla yaş işlere karışıyorlar. Kim bedel ödemeden devam etti yoluna?
Santim santim aradım seni kirli ellerimle, inan bulduğum gözlerde sana dair bir ışık bulsam ömürlük kalacaktım. Oysa yapış yapış kirpiklerde titreyen bir yaş gibiydim, senin kıymetini düşünce anladım. Bırak, boş kalmalı gamzelerim. Senin sesin yankılansın sadece yüzümde, sen yüzüme vur her şeyi, hiç çekinme, ben gülüşlerinle temizleyeceğim her yüzümü. Ben tüm bu geçmişimin bedelini sensizlikle ödedim zaten, yüreğimde de senden başka bir şey yok. O yüzden söyle onlara, bir şey istemesinler benden. Canımı veremem, sana doymadım.
Ben içinde senin olduğun bir “düş” aldım, çok üşüyorum, 

Beni sarar mısın?

mirfanK’11
Reklamlar

(Söyleşi) Son Ümit Dergisi, 6

1.-Hakkınızda bilgiye ulaşmak oldukça güç, okurlarımız için İrfan Kurudirek’i sizden dinleyebilir miyiz? Sizce kimdir İrfan Kurudirek?
-1987 Erzurum doğumluyum. Sporcu bir ailede büyüyüp geleneği bozmadım, Beden Eğitimi mezunuyum, aynı alanda yüksek lisansımı bitirdim ve buz hokeyi antrenörüyüm. Bu yıl Buz Hokeyi Kadınlar A Milli Takımında yardımcı antrenörlük yaptım. Dünaydın Sevgilim (2011) ve Karton Külleri (2012) yayımlanan kitaplarım. İkisi de birer baskı yaptı ve baskıları tükendi. Bunlar dışında çeşitli dergi ve gazetelerde şiirlerim yayımlandı. Yitik Ülke yayınlarından çıkan “Mutsuz Aşk Vardır” ve “Tuhaf Alışkanlıklar” adlı kitaplarda da birer yazım yayımlandı. Fırsat buldukça bu ve benzeri işlerle uğraşıyorum.
2.-Şiire yönelmenizi sağlayan olay ya da kişi kimdir? Yazmaya nasıl ve nerede başladınız?

– 2008 yılında SiyahKahve’de yayınlanan bir şiirim üzerine pek kıymetli Yelda Karataş ile hoş bir sohbetimiz olmuştu. Evet, şiire düşüşüm tam olarak 2008 kışına denk gelir. Öncesinde diğer türlerde çalışmalarım oldu, hâlâ çalışmalarım devam ediyor. Şiir çok başka ama. Fakat fotoğraf-öykü buluşması ödüllü fotoğrafçı Murathan Özbek sayesinde oldu. Onun çektiği fotoğraflara öyküler yazıyorum, kendisi ülkemizin yetiştirdiği en önemli fotoğrafçılardan birisi. Son iki yıldır dünya birinciliğini kimseye kaptırmıyor. O’nun fotoğraflarına öyküler düzmeye çalışıyorum.

3.-Birçok şiir sever sizi “Gam” şiiriniz ile tanıdı. Bu şiiri yazarken nasıl bir ruh hali içerisindeydiniz?
-Gam bir bebek ise eğer doğum belgesinde İbrahim Tenekeci yazar. O’nun bu şiirin doğuşunda emeği büyüktür. “Gam” hayatımda masmavi bir yol oldu. Yazım süreci en uzun şiirim gamdır. Keyifli bir yazın sonuna doğru bitirdim, tahmin ettiğimden çok beğenildi. Hatta en sevecen hikayesi de bir bey doğum yapan eşine el yazımla yazdığım gam’ı hediye etti, hatırladıkça tebessüm ederim. 

4.-Yazarken özellikle değinmek istediğiniz/değindiğiniz bir tema var mı? Var ise bu tema nedir?
-Özellikle değindiğim bir tema olmadı hiç. Şu sıralar kavuşmanın o kadife dokusunu düşlüyorum. Hasretlik kuşlara bile ölüm.
5.-Sizce bir şiirin olmazsa olmazı nedir?
-Sevgili.

6.-Sizce yazın dünyasının en büyük problemi nedir?
-Keşke insanlar sosyal medyada paylaştıkları kadar okusalar.
7.-Birçok şairin çeşitli şehirlerden ilham aldıklarını biliyoruz. Siz de işiniz gereği pek çok şehirde bulunma imkânı elde ettiniz, size ilham olan bir şehir var mıdır?
-Erzurum öykülerimin beşiğidir. Yeri ayrı. Fakat bir şehir söylemem gerekirse bu Venedik olacaktır. 2010 yılında Viyana’da bir orta çağ piyanistini anlatan romana başlamıştım, bitirmek nasip olmadı. İlerleyen yıllarda tekrar o havayı soluyup o romanımı bitirmek istiyorum.
8.-Yeni bir kitap hazırlığında olduğunuzu biliyoruz, çok gizli değilse okurlarınızı nasıl bir kitap bekliyor?
-İlk iki kitabımdan çok farklı bir kitap gelecek. Değişik diye tanımlayabilirim. Son çalışmalarımızı yapıyoruz, Eylül 2014’te okuyucu ile buluşacak. İkinci kitabım Karton Külleri çıkmadan önce sevgili Murathan Özbek ile birlikte bir tanıtım filmi hazırlamıştık. Üçüncü kitabım için de aynı şeyi düşünüyoruz.
9.-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı İrfan Bey?
-Yayın hayatınızda başarılar diliyorum.
Röportajımızı kabul ettiğiniz için teşekkür ediyor, edebi yaşantınızda başarılar diliyoruz…

Bayram

huzurulu, güzel bayramlar dilerim.

Gözümü Gördüm!

engel
“Çarpa çarpa buldum ben seni, 

Parça parça kaybedemem!”


Papatya sarısı duvarlar korkusuz ve zahmetsiz geleceği vaad ettiler hep, bir çift gözüm vardı ama ben duvardan önce papatya görüyordum. Bilemezdim başkalarının kirlettiği dudakların beni beyaz söyleyemeyeceğini. Griye çalan bir renkte düşerken o dudaklardan, senin kara gözlerini gerip beni izlediğini göremedim. Evet, bir çift gözüm vardı ama ben temizlik işçisiydim.
Hangi itiraf zamanı parçalayabilir ki?
Olmadı işte! Sana yakışmam için ucuz gönüllerde cam silmem gerekiyormuş, gözlerim nasırlı geldim. Ben o camlarda kendimi bile göremedim, şimdi söyle beni affeder misin?
Gömülmeyi bekleyecek kadar öldüğüm zamanlar oldu benim. Karanlığın göbeğinden sıyrılıp aydınlığı dünyama oturttuğunu göremeyecek kadar öldüğüm zamanlardı onlar, gölgende nefes almak yerine güneşe kafa tuttuğum zamanlar;

Ah o ahmak takvim, 

Ah o zevzek kadınlar!

Omuzlarımı aşındıran gözyaşları oldu, dizlerimi hangi masallarla uyuttuğumu bilmiyorum, uyandırsaydım sana koşacaklardı, sana o karalıkta gelemeyecek kadar korkaktım, gözlerimi okumuş muydun? Benim bir çift gözüm vardı, bir yalancıya şahit vermiştim.

Evet, seni kokundan bulacak kadar köpektim / Üstelik gözlerim, gözlerinden kara çalıyordu!
mirfanK’11

Deniz Kabuğu [Karton Külleri]

Susakadın!

“Dalga gerçekten kumsaldan neleri götürür bilmiyorum. Tolstoy için her zaman cezbedici bir şey olmuştur sahilde yürümek. Bazen onun bu isteğini anlayabiliyorum. Denizyıldızı toplayan bir çocuğun Tolstoy için önemi neyse kumsalda bulduğu her taşı deniz kabuğu zanneden kızın dramı da benim için aynı.”
Deniz rahatlatıyor insanı. Ne kadar rüzgâr alırsa o kadar güçlü olur deniz evet. Rüzgârsız bir denizin durgunluğu dinlendiriyor insanı. Ama bugün deniz dalgalı, güçlü ve asi. Devasa yüklerle nasıl yaşıyor insan gerçekten anlam vermek zor. İnsan beyninde neleri büyütüyor, neleri öldürüyor kim bilir. Kendime bakıyorum beynimde koca bir aşk yapmışım kimsenin haberi olmadan hem de. “Kızım etrafından saklıyorsun kendine itiraf et bari” değil mi? Yok.
Yağmur başlarsa şaşırmam. Ne zaman rahatlamak için bir deniz bulsam kıskanır gökyüzü. Veya da ben böyle kandırıyorum kendimi. Yahu masmavi olsun her yer, hayallerimi yüzdüreyim bu mavilikte. Ben ne kadar düşlersem böyle bir huzur eşiğini mutlaka griye çalıyor hava. Yine öyle bir iklimde buldum denizi ama hayallerimi yüzdürmeden bırakmayacağım.
Hayata çalım atamıyorum, atsam da kaderi geçemiyorum. Bu yüzden bu maç hiç bitmiyor be deniz. Bu maçı kader belirliyor mutlaka ama sürpriz yapmak istiyorum artık. Düşlerimi bir gerçeğin dallarına bağlamak istiyorum. Dalgaların kumsaldan götürdüğü pislikler gibi benim de buna benzer bir arınmaya ihtiyacım var desem gülersin değil mi deniz? Gülme be.
Kabuğu soyulur mu denizin? Dalgaların bırakıp gittiği sen olamaz mısın? Bir günde bu denize senin daha büyük olduğunu söyleyeyim de o da köpürmesin! Mümkün değil. Parmak izlerimi bırakıyorum sahile, bilirsin dalgalarda gelip siliyor. Derler ki dalgalar sahile bırakacaklarını başka yerlerden toplarmış; başka birinin umutları, hayalleriymiş o kırıntılar. Benim kırıntılarımı hangi sahile taşıyor bilmiyorum ama gelen kırıntılar çok içli. 

Bir insanın elinden aşkını alamazsın. O seni sevse de avuçlardan sökülüp alınmaz aşk. Bugün bunu öğrendim. Tüm günahlar bana yazılıyor biliyorum. O uzakta kalsaydı, ben ona uzansaydım. O zaman büyüsü bozulmayacaktı aşkın. İnsan ne yaşarsa yaşasın kafasını ilk mutlu olduğu yere çeviriyormuş. Hayallerimi geri sarınca anladım. Topuklarıma kadar titresen de o başka birisine “aşk” demişse sen ona “beyaz” diyemezsin. Kararınca anladım. En zor vazgeçilen hayaller olsa da onun vazgeçilir bir yaratık olduğunu anlamak en zorudur. Onu öldürdüğümde anladım!
Evet, bugün bir kadını öldürüp sahile bıraktım. Ağzına da saçlarını doldurdum bir “sus payı” olarak. Dalgalar onun saçlarını götürecek, sahteliğini götürecek, bedenini temizleyecek ama gözlerine dokunmayacak.

Ben sahile âşık oldum bugün 

Sevdiğim kadını benden iyi gömdü!

                                  
                                                              …
Güneş doğsa gideceğim biliyorum. Ama doğmuyor güneş. Gökyüzü hep gri. Uğruna can verdiğim adam nerede bilmiyorum. Adam mı artık onu da bilmiyorum. Ama ben burada ölüyorum sanırım. Ağzıma dolan saçlar var, konuşamıyorum.

b e n 

ö l ü y o r u m .

mirfanK’11 ~hupkuru.

Bayram Sevinci [Karton Külleri]

bayram sevinci



“Beni öldüren bıçağa bulaşan ikinci kandır, varlığın.”

Küçüktüm, adımın ingilizce karşılığını merak ettim. Aslında bu merak birden bire cereyan etmemişti. Sevdiğim bir kız vardı, beni adının ingilizce karşılığı olan birisiyle aldatıyordu. Kıskanmıştım, benim de adımın karşılığı olsun istedim. Adımın karşılığını buldum, bir kağıda yazdım ve cebime koydum. Çıkarıp çıkarıp bakıyordum, çok güzel duruyordu uzaktan bakınca. Ben, adımın karşılığını buldum ama keramet bunda değilmiş, yine aldatıldım, yine üzüldüm. Sonra senin adının karşılığını aradım, hiçbir dilde bulamadım.
İrili ufaklı işler başardım. Yaşça büyük insanlardan oldukça büyük övgüler topladım. Çuvallar dolusu tebrik yazıları taşıdım apartmanın kilerine, aşk üzerine, sevda üzerine bir sürü mürekkep ezberledi gözlerim. Sonra seni aradım, hiçbir tebrikte o samimiyeti bulamadım.
Kilometrelerce uzaklara gittim, ülkeleri birbirine kattım, birçok dilde “merhaba” demeyi öğrendim, insanlarla tanıştım / tartıştım. İdeallerim doğrultusunda düşmanlar kazandım. Hızlı tırmandığım dağlardan hızlı düştüm. Başı beyaz örtüyle bağlı ve sürekli sigara içen Ağrı Dağı gibi yalnızdım. Öldüğümü sandığım bir sabah, “neredesin?” feryadıyla birçok insanı aradım. Seni ortaya çıkaracak o soruyu bulamadım.
Sonra bir gün öldüm, mezarıma indin, hiçbir tabloda bulunmayan renkteki gözlerin nemlenmişti, beni iki elinle tuttun, yerime yerleştirdin. İçime ağladığım gecelerdeki gibi sağıma çevirdin. Kıyafetlerinin tozuna aldırmadın ilk kez, elinle saçını düzelttin, derin bir nefes aldın ve üzerimi örttün. Eskiden ısınmam için yaptığın her şeyi gözlerinle kara toprağa emrettin, kefenime ihanet etmedin, bildiğin tüm duaları dudaklarından okudum. Senden başka tanıdık bir sima bulamadım.

Beni öldüren bıçağa baktın, 

Gözlerini yumdun, 

Mezarımın başına gelecek katilimi bekledin, 
Dostlukla eğitilmiş 
Bir “şahin” gibi.

mirfanK’11

İrfan Kurudirek [Kitap Dünyası – 03.02.2013

Previous Older Entries