Bütün

bütün
Kirpiklerimde titreyen yaşlar ve sıcağa meydan okuyan bir eda ile yollara düştüm. Gamzelerimin damarları çekiliyor, hissediyorum. Yakınlarda bir şey seni andırıyor olmalı. Benim yüreğim sebepsiz yere koşmaz ki. Giderken hangi rüzgâra emanet etmiştin kokunu? Kaç zamandır kokunla besleniyorum biliyor musun? Ruhumun yakıtıydı boynundan esen rüzgâr, işte bu öyle bir sensizlik ki burnumdan soluyorum. İşte bu öyle bir sensizlik ki yakıtım bitti, düşüşe geçiyorum.

Ulanmış bir kuzu gibi geziyorum boş sokaklarda. Sanki üzerime iliştirilen deri benim değil ama sen beni kokumdan bulup emzirecekmişsin gibi. Ulanmış bir kuzu gibi sessiz yürüyorum. Herkes ‘aşk’ diye haykırırken ben ölen seni susuyorum. Çünkü ben aşk dediğimde herkes senden geriye sayıp saklanıyor.

Güneş çıplak ayaklarıyla üzerimde yürümeye başladı, her tarafım yanıyor. Sen bu sokaklarda amaçsız yürümenin ne demek olduğunu bilir misin? Zamana aldırmadan, sana kavuşma acelesinden mahrum, yalın ve güçsüz yürümek ne demek bir fikrin var mı? Şu sokağın göbeğinde kahve falı baktıranlar kadar çaresizim şimdi, belki de daha beteri. Kimse önümde bir yoldan bahsetmiyor. Kısmet kelimesi benim için bir kaçış yolu, kalp yalnızca bir organ –yalnız bir organ- sensizlik ise fincanımın dibi; yoğun, bütün, ağır.

İşte sokağın sonu, kulaklarımda Türkçe’nin en çirkin kelimesi yankılanıyor: “hoşça kal.”

Uzaktan seçtim seni; ilk boynuma atladığın yerdesin. Orada oturuyorsun, yanındakinin boynuna gömülmüş başın. İşte ‘bizim’ deyip sahiplendiğimiz demir masa. Üzerinde aynı şeyler var; beyaz hırka, kahverengi etek ve yüzünde aynı tebessüm. Senli dünyam fire veriyor. O dünyadan kopup giden her şey çaresizliğime pelesenk oluyor.

Aynı yer, aynı gülüş, aynı oturuş; yanında biri var farkındasın değil mi? Birisi sol yanında, yanın olma hevesinde hissediyorsun değil mi? Ve o birisi ben değilim, biliyorsun değil mi? Bil istedim.

Fotoğraf: Murathan Özbek

mirfanK’12
Reklamlar

Bütün

bütün
Kirpiklerimde titreyen yaşlar ve sıcağa meydan okuyan bir eda ile yollara düştüm. Gamzelerimin damarları çekiliyor, hissediyorum. Yakınlarda bir şey seni andırıyor olmalı. Benim yüreğim sebepsiz yere koşmaz ki. Giderken hangi rüzgâra emanet etmiştin kokunu? Kaç zamandır kokunla besleniyorum biliyor musun? Ruhumun yakıtıydı boynundan esen rüzgâr, işte bu öyle bir sensizlik ki burnumdan soluyorum. İşte bu öyle bir sensizlik ki yakıtım bitti, düşüşe geçiyorum.
Ulanmış bir kuzu gibi geziyorum boş sokaklarda. Sanki üzerime iliştirilen deri benim değil ama sen beni kokumdan bulup emzirecekmişsin gibi. Ulanmış bir kuzu gibi sessiz yürüyorum. Herkes ‘aşk’ diye haykırırken ben ölen seni susuyorum. Çünkü ben aşk dediğimde herkes senden geriye sayıp saklanıyor.
Güneş çıplak ayaklarıyla üzerimde yürümeye başladı, her tarafım yanıyor. Sen bu sokaklarda amaçsız yürümenin ne demek olduğunu bilir misin? Zamana aldırmadan, sana kavuşma acelesinden mahrum, yalın ve güçsüz yürümek ne demek bir fikrin var mı? Şu sokağın göbeğinde kahve falı baktıranlar kadar çaresizim şimdi, belki de daha beteri. Kimse önümde bir yoldan bahsetmiyor. Kısmet kelimesi benim için bir kaçış yolu, kalp yalnızca bir organ –yalnız bir organ- sensizlik ise fincanımın dibi; yoğun, bütün, ağır.
İşte sokağın sonu, kulaklarımda Türkçe’nin en çirkin kelimesi yankılanıyor: “hoşça kal.”
Uzaktan seçtim seni; ilk boynuma atladığın yerdesin. Orada oturuyorsun, yanındakinin boynuna gömülmüş başın. İşte ‘bizim’ deyip sahiplendiğimiz demir masa. Üzerinde aynı şeyler var; beyaz hırka, kahverengi etek ve yüzünde aynı tebessüm. Senli dünyam fire veriyor. O dünyadan kopup giden her şey çaresizliğime pelesenk oluyor.
Aynı yer, aynı gülüş, aynı oturuş; yanında biri var farkındasın değil mi? Birisi sol yanında, yanın olma hevesinde hissediyorsun değil mi? Ve o birisi ben değilim, biliyorsun değil mi? Bil istedim.

Fotoğraf: Murathan Özbek

mirfanK’12

Cerrah Şarkılar – XX

‘sesi hüzünlü adam’ henüz aramızdaki bağa ses olmamışken hayal kurmaya başlamıştık seninle. aramızda birçok ülke vardı ama o gece aynı yıldıza bağlanmıştık, iyi hatırlarım. o gece beni günlerce uykusuz bırakan şarkıyı seninle paylaşmıştım. yine o gece o şarkı ‘bizim’ oldu. ilk kez nesnel bir şey senle benim yani; ‘ikimizin’ oldu. o gece mabel’i bilen insan sayısı bizim gördüğümüz yıldızlardan fazl
a değildi, seninle ben, bunu söylemekten gurur duyarım; yani ‘biz’ o gece mabel’in konserine gitme hayali kurmuştuk, iyi hatırlarım. hatta sen -kül hece’de- kaybolurken ben sessizce sana evlenme teklif edeceğim günü hayal etmiştim. içinde kül hecesi ile mabel’de vardı. zamanla çığ gibi büyüdük biz, hatta öyle ki mabel olmadan -kül hece- söyler olduk seninle. aradan hatırı sayılır birkaç yıl geçti; mabel’in ilk konserinden beş gün önce hatırı sayılır bir şekilde bittik biz seninle. benim dizimde uyuttuğum kül hece’li düşlerim bi’ daha uyanamadı. ben o konsere ‘bizsiz’ gittim ve kül hece’yi biraz ıslak söyledim. aradan yine hatırı sayılır bir iki yıl geçti ve sen daha da uzağa gittin hatta izini kaybettirmek için soyadını değiştirdin değil mi?
öyle olmalı.
lütfen.

Cerrah Şarkılar – XVI

çok masum bi’ öpücükle karşılamıştın beni. yaprakların dâhi kıpırdamadığı bi’ akşamdı, ortalığın dağınıklığını anlatmam mümkün değil. açıkçası bu şen halimizi çok özlemiştim. sonra durmadan yürüdük seninle. bi’ uzadın, bi’ kısaldın dün gece ama hep güzeldin, en güzeldin.
sonra gözlerime hiç bakmadan gittin.
kan rüyayı bozar sevgilim, gitme.

Cerrah Şarkılar – XVI

çok masum bi’ öpücükle karşılamıştın beni. yaprakların dâhi kıpırdamadığı bi’ akşamdı, ortalığın dağınıklığını anlatmam mümkün değil. açıkçası bu şen halimizi çok özlemiştim. sonra durmadan yürüdük seninle. bi’ uzadın, bi’ kısaldın dün gece ama hep güzeldin, en güzeldin.
sonra gözlerime hiç bakmadan gittin.
kan rüyayı bozar sevgilim, gitme.